AK Parti'den 'Suriye'de Kürtler hedef alınıyor' iddiasına sert yanıt: Algı operasyonu yürütülüyor
MYK toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, söz konusu söylemlerin sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini belirterek, 'Bu iddialar büyük bir siyasi yalandır ve terör örgütlerinin yürüttüğü bir algı operasyonunun parçasıdır' dedi.
AK Parti MYK sonrasında açıklamalarda bulunan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Suriye'de SDG'ye karşı düzenlenen operasyonlardan İran'da yaşanan protesto gösterilerine kadar gündemdeki başlıklarla ilgili değerlendirmelerde bulundu. SDG'nin 10 Mart mutabakatına uyması gerektiğinin altını çizen Çelik, bir ülkede aynı anda iki ordunun olmayacağının altını çizdi.
Türkiye’nin etnik ya da mezhepsel herhangi bir ayrımcılığın karşısında durduğunu vurgulayan Çelik, “Suriye’de herhangi bir Kürt, Dürzi, Alevi ya da Nusayri kardeşimize yönelik hedef alma söz konusuysa, bunun karşısında en önde duracak ülke Türkiye Cumhuriyeti’dir” ifadelerini kullandı. Bu hassasiyetin Suriye yönetimiyle yapılan temaslarda da açıkça dile getirildiğini belirten Çelik, karşı taraftan bu konuda net ve olumlu mesajlar alındığını söyledi.
AK Parti’den ‘Suriye’de Kürtler hedef alınıyor’ iddiasına ilişkin açıklama
Halep’te yapılan operasyonda ‘Suriye’de Kürtler ve Durziler hedef alınıyor’ iddiasına ilişkin konuşan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Büyük bir siyasi yalandır ve saha gerçekleriyle bağdaşmamaktadır” dedi.
İran’a operasyon açıklaması
Çelik’in konuşması şöyle;
“İran’la ilgili bir gündem var. Biz, komşumuz İran’da herhangi bir kaosun ortaya çıkmasını asla arzu etmeyiz. Tabii ki İran toplumunda ve devlet hayatında bazı sorunlar olduğunu yok saymıyoruz. Ancak bu sorunların çözülmesi, İran Cumhurbaşkanı Sayın Faz Eşkıya’nın da ifade ettiği gibi, İran toplumunun kendi öz dinamikleriyle ve İran devletinin kendi millî iradesiyle gerçekleşmelidir. Dolayısıyla dışarıdan yapılacak müdahalelerin daha da kötü sonuçlar doğuracağını; özellikle de İsrail’in kışkırtmasıyla, İsrail’in birtakım hedefleri çerçevesinde ortaya çıkacak müdahalelerin daha büyük krizlere ve daha büyük sıkıntılara yol açacağını görüyor ve öngörüyoruz. Bu nedenle, daha fazla kriz çıkmaması ve bölgenin daha fazla sıkıntıya sürüklenmemesi için İran’da istikrarın önemini vurguluyoruz. Dediğim gibi, toplumsal hayatta ve devlet hayatında bazı sıkıntılar olduğunu tespit ediyoruz. Fakat bunlar dışarıdan yapılacak müdahalelerle değil; İran’ın kendi öz dinamikleriyle, müzakere, diyalog ve daha fazla iletişim yoluyla çözülmesi gereken meselelerdir.
“SDG’nin sürece zarar verdiğini görüyoruz”
Türkiye açısından bakıldığında, Suriye’de SDG’nin ortaya koyduğu tutum; terörsüz Türkiye ve bununla entegre olan terörsüz bölge hedefini sabote etmeye dönük bir girişimdir. Ancak bu sabotaj sonuçsuz kalmıştır. Yaşanan tüm bu gelişmeler, terörsüz Türkiye ve terör örgütsüz bir bölge hedefinin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha herkese açık şekilde göstermiştir. SDG’nin kendisini Suriye Kürtlerinin haklarını savunuyor gibi göstermesinin hiçbir geçerliliği yoktur. Suriye Kürtlerinin bir terör örgütüne indirgenmesi, onlara yapılabilecek en büyük haksızlık ve en büyük iftiradır. Suriye Kürtleri, Suriye’nin eşit ve ayrılmaz bir parçasıdır. Suriye’nin geleceğinde hem toplumsal hayatta hem de devlet hayatında güçlü bir yere sahip olmaları bizim en büyük arzumuzdur.
Bu çerçevede, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, iç barışının sağlanması ve egemenliğinin muhafaza edilmesi Türkiye açısından son derece hassas konulardır. Bugüne kadar da ifade ettiğimiz gibi, mutabakatlara uyulmuş olsaydı hiçbir sorun kalmayacaktı. Ancak yaklaşık on aydır SDG’nin süreci ağırdan aldığını, çeşitli müzakere zeminlerinden kaçtığını ve bu tutumuyla sürece zarar verdiğini açıkça görüyoruz.
“Suriye’de Kürtler ve Dürziler hedef alınıyor iddiası”
Suriye hükümetinin Şeyh Maksut ve Eşrefiye bölgelerine yönelik operasyonları sonrasında, SDG dâhil bazı kesimler tarafından Kürtlerin, Alevilerin ve Dürzilerin hedef alındığı yönünde açıklamalar yapıldı. Bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye’de bir Arap-Kürt çatışması mı kışkırtılıyor?
Şimdi, tabii ki burada şunu açıkça ifade etmek gerekir: Suriye’de bir Arap-Kürt çatışması söz konusu değildir. Ancak böyle bir çatışmayı kışkırtmaya çalışan odaklar vardır ve bunların kimler olduğu da net bir şekilde görülmektedir. Terör örgütü sözcülerinin; gerek Avrupa’dan, gerek Kandil’den yaptıkları açıklamalarda bu yönde bir algı oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz.
Şunu çok net ayırmak gerekir: Suriye’de herhangi bir Kürt, Dürzi, Alevi ya da Nusayri kardeşimize kötü gözle bakılmasının karşısında ilk duran ülke Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu konuda Suriye hükümetiyle de mutabakat içindeyiz. Yapılan görüşmelerde bu hassasiyetler açıkça dile getirilmiş, karşı taraftan da bu hassasiyetlere riayet edileceğine dair doğru mesajlar alınmıştır.
Dolayısıyla herhangi bir Kürt, Dürzi, Alevi ya da Nusayri kardeşimize yönelik bir ayrımcılığın ya da hedef almanın karşısında Türkiye Cumhuriyeti en önde durur. Bunu net bir şekilde ifade ediyorum. Ancak kendisini Kürtlerin, Dürzilerin ya da Alevilerin temsilcisi gibi gösteren bazı yapıların, gerçekte bu topluluklarla hiçbir ilgisi yoktur. Bunlar terör faaliyeti yürüten yapılardır. Kendilerine müdahale edildiğinde ise bunu etnik ya da mezhepsel bir saldırı gibi sunmaya çalışmaktadırlar.
Örneğin Şeyh Maksut’ta kamu binalarını ve sivil altyapıyı hedef alan saldırılar gerçekleştirilmiştir. Bu saldırılara müdahale edildiğinde, “Kürtlere saldırılıyor” şeklinde bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Bunun Kürtlerle hiçbir ilgisi yoktur. Aynı şekilde, güneyde ayrılıkçı ve Siyonist çizgiyle hareket eden bazı Dürzi unsurlar terör faaliyetine giriştiğinde, bunlara karşı alınan tedbirlerin “Dürzilere yönelik bir saldırı” gibi sunulması da büyük bir siyasi yalandır ve saha gerçekleriyle bağdaşmamaktadır.
Terör örgütleri, etnik ve mezhepsel grupları kendilerine kalkan yapmaktadır. SDG’nin kadınları ve çocukları kalkan olarak kullanmasının Kürt kardeşlerimizle ne ilgisi vardır? Ya da rejime bağlı silahlı unsurların Tartus’ta, Lazkiye’de çatışma çıkarmasının Alevi ve Nusayri kardeşlerimizle ne ilgisi vardır? Aynı şekilde, Siyonist çizgide hareket eden bazı Dürzi unsurların faaliyetlerinin Dürzi toplumu ile bir ilgisi yoktur. Bu artık sahada net şekilde görülmektedir.
Bu nedenle, terör örgütlerine müdahale edildiğinde bunu “Kürtlere”, “Dürzilere” ya da “Alevilere” karşı yapılmış gibi sunan herkes açıkça yalan söylemektedir.
Burada çok önemli bir turnusol ölçütü vardır. “Sorunlar müzakereyle çözülsün” diyenlerin, son 5, 6 ya da 10 ayda söylediklerine bakın: PKK silah bıraksın diyen tek bir cümle kurmuşlar mı? SDG silah bıraksın diyen tek bir ifade kullanmışlar mı? Terörden vazgeçilsin diyen tek bir çağrıları olmuş mu? Hiç olmamıştır.
Buna rağmen, Suriye yönetimini “cihatçı” olarak niteleyip Batı’daki kara propagandanın diliyle konuşarak terör örgütlerini aklamaya çalışmaları, asıl niyeti ortaya koymaktadır. Oysa yakın zamanda Avrupa Birliği temsilcileri dâhil pek çok lider Suriye’yi ziyaret etmiş, Suriye Cumhurbaşkanı uluslararası platformlarda meşru bir muhatap olarak kabul edilmiştir.
Özetle şunu söylüyorum: Terör örgütlerinin faaliyetlerini bir etnik ya da mezhep grubunun arkasına saklamaya çalışanların, bu örgütler silah bıraksın diye tek bir cümle kurup kurmadıklarına bakın. Bu cümle kurulmamışsa, bu durum her şeyin en açık göstergesidir. Bu, en net turnusol kâğıdıdır.
Leyla Şahin’in Alevilere yönelik açıklaması
Sayın Çelik, CHP sözcülerinin AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın Alevilerle ilgili söylemleri ve AK Parti Genel Sekreteri Eyüp Kadir İnan’ın emekliler konusundaki açıklamalarıyla ilgili eleştirileri oldu. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim partimizin Alevi canlarımıza sahip çıkması ve bu konudaki hassasiyeti son derece açık ve nettir. Alevi vatandaşlarımızla ilgili ayrımcılıkların kaldırılması konusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın, daha belediye başkanlığı döneminden itibaren ortaya koyduğu güçlü bir irade ve samimi bir çaba vardır.
Emekli büyüklerimizle ilgili olarak da en üst düzeyde bir hassasiyet her zaman gösterilmiştir. Ekonomik programın ilerlemesine ve bu çerçevede sağlanacak iyileşmelere bağlı olarak, emeklilerimizin, esnafımızın, işçimizin ve çiftçimizin hiçbir zaman yalnız bırakılmayacağını defalarca ifade ettik. Bu bizim temel yaklaşımımızdır.
Bu çerçevede, Grup Başkanvekilimiz Sayın Leyla Şahin Usta’ya ve Genel Sekreterimiz Sayın Eyüp Kadir İnan’a yöneltilen eleştirilerin bizim açımızdan herhangi bir geçerliliği yoktur; bu eleştiriler yok hükmündedir. Siyasette kullanılan saygısız ifadeler ise, bu ifadeleri kullananların kendi sicillerine yazılmaktadır. Bu sözler, bizim arkadaşlarımıza zarar veren değil, söyleyenlerin kendilerini bağlayan ifadelerdir.
Ayrıca, arkadaşlarımızın görevlerine layık olup olmadıklarının sorgulanması da yersizdir. Hem Grup Başkanvekilimiz hem Genel Sekreterimiz görevlerini hakkıyla yerine getirmektedir. Emeklilerimiz ya da Alevi canlarımız üzerinden AK Parti’ye yönelik bir tartışma açılması ve bu vesileyle arkadaşlarımıza yönelik çirkin bir dil kullanılması, tamamıyla reddettiğimiz bir yaklaşımdır.
Biz Alevi canlarımızla birlikteyiz, yan yanayız. Siyasi hayatımız boyunca en temel önceliklerimizden biri, emekli vatandaşlarımızla birlikte yürüdüğümüz bu yolda onların her zaman yanında olmaktır. Arkadaşlarımıza yönelik kullanılan bu çirkin ifadeleri aynen sahiplerine iade ediyoruz.
AK Parti MYK’sında görev yapan ya da yapmayan tüm arkadaşlarımız, bu büyük AK Parti ailesinin onurlu mensuplarıdır. Görevde olanlar da olmayanlar da siyasi kabiliyetleriyle, birikimleriyle ve sorumluluk bilinciyle üzerlerine düşeni hakkıyla yerine getirmektedir.
Esas mesele şudur: Muhalefetin dönüp kendi partilerinde ne yaşandığına, CHP’de kaç farklı ses çıktığına bakması gerekir. Asıl ilgilenmeleri gereken konu budur.
“Olası İran operasyonu karşısında hazırlık yapıldı mı?”
İran’da yaşanan olayları gündeme aldığınızı söylediniz. Ancak bu gelişmelerin Türkiye’ye olası etkilerine dair bir hazırlık var mı?
Tabii ki İran bizim komşumuzdur ve gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Kardeş İran halkının herhangi bir sıkıntı ya da zorlukla karşı karşıya kalmaması, bizim en temel hassasiyetlerimizden biridir. Daha önce de ifade ettiğim gibi, İran’da toplumsal hayatta ve devlet hayatında bazı sorunlar olduğu görülmektedir. Ancak bu sorunların çözümü, İran Cumhurbaşkanı’nın da dile getirdiği üzere, İran toplumunun ve İran devletinin kendi öz dinamikleriyle gerçekleşmelidir.
Bu sürece dışarıdan yapılacak herhangi bir müdahale ya da İsrail’in zaman zaman dile getirdiği türden yaklaşımlar son derece olumsuz sonuçlar doğurur. Bu tür müdahaleler bölgemiz açısından meşru da değildir. Bu nedenle temel ilkemiz, İran’da istikrarın korunması ve sorunların iç dinamiklerle çözülmesidir.
Bununla birlikte bölgemizde son derece dinamik gelişmeler yaşanmaktadır. Artık haftalar ya da aylar içinde yaşanması beklenen bazı gelişmeler, zaman zaman saatler içerisinde ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle, İran başta olmak üzere tüm komşularımızla ilgili gelişmelere karşı hazırlıklarımızı en üst düzeyde tutuyoruz.
Bu çerçevede; İran sınırımızdan Suriye ve Irak sınırlarımıza, Karadeniz’deki gelişmelerden Doğu Akdeniz’deki gelişmelere kadar tüm süreçler çok boyutlu bir şekilde değerlendirilmektedir. Güvenlik açısından Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, diplomasi alanında Dışişleri birimlerimiz, istihbarat kurumlarımız ve ekonomik etkiler dâhil olmak üzere tüm ilgili alanlarda gerekli hazırlıklarımız mevcuttur.