Erhan Afyoncu: Türkiye’nin Bir Numaralı Tehdidi Nüfusun Hızla Düşmesi
Erhan Afyoncu: Dünya Tarihini Batı’nın Çizdiği Şablonla Okumak Zorunda Değiliz
Afyoncu: Terör Örgütünün Silah Bırakması Sürecin Belirleyicisi
MSÜ Rektörü Erhan Afyoncu, Türk kimliğinin etnik değil, Türkiye Cumhuriyeti’ni kapsayan çatı kimlik olduğunu vurgulayarak, ortak üst kimliğin korunmasının toplumsal birlik açısından hayati önem taşıdığını söyledi.
MSÜ Rektörü Erhan Afyoncu, Türkiye’nin terörle mücadelede somut adım atabilmesi için en kritik unsurun terör örgütünün fiilen silah bırakması olduğunu vurguladı. Afyoncu, açılım süreçleri ve toplumsal kimlik tartışmalarının yalnızca saha gelişmeleri netleşmeden sağlıklı bir şekilde ilerleyemeyeceğini belirterek, “Terör örgütü gerçekten silah bırakacak mı, bırakmayacak mı? Asıl belirleyici nokta burası. Bu gerçekleşmeden Türkiye net bir tablo göremez” dedi.
MSÜ Rektörü Erhan Afyoncu, uluslararası sistemin zayıfladığını belirterek, kuralsız ve çok kutuplu yeni bir döneme girildiğini söyledi. Afyoncu, güçlü ordulara ve sağlam müttefikliklere sahip devletlerin ayakta kalacağını vurguladı.
(MHA) Türkiye Basın Federasyonu (TÜBAF) tarafından düzenlenen ‘Anadolu Sohbetleri’ bu hafta İstanbul'da gerçekleştirildi. Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu Programda gazetecilerin sorularını cevapladı.

Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, dünyada yeniden şekillenen jeopolitik dengelere dikkat çekerek, kuralsız ve çok kutuplu bir döneme girildiğini söyledi. Afyoncu, güçlü ordulara ve sağlam müttefiklik ilişkilerine sahip devletlerin ayakta kalacağını vurguladı.
“Artık değer de kural da kalmadı”
Enerji ve gaz krizleri sonrası yaptığı değerlendirmelerde küresel sistemin hızla değiştiğini ifade eden Afyoncu, uluslararası düzenin zayıfladığını belirtti. Afyoncu, “Dünya büyük bir kaos ve çatışma sürecine gidiyor. Bunun adı dünya savaşı mı olur, başka bir kırılma mı olur bilemeyiz. Ancak artık uluslararası sistemde ne değer kaldı ne de kural” ifadelerini kullandı.
Mevcut süreçte devletlerin geleceğinin daha belirsiz hâle geldiğini belirten Afyoncu, bazı devletlerin yok olabileceği, yeni devletlerin ortaya çıkabileceği bir döneme girildiğini söyledi.
Devlet sayısı artabilir
Jeopolitik kırılmaların haritaları değiştirebileceğini vurgulayan Afyoncu, dünya genelinde devlet sayısının artabileceğine işaret ederek şunları kaydetti:
“Bugün yaklaşık 200 civarında devlet var. Önümüzdeki süreçte bu sayının artması muhtemel. Çünkü dünya yeniden şekilleniyor.”
Türkiye’nin tarihsel avantajına dikkat çekti
Türkiye’nin geçmiş savaş tecrübelerinin önemli avantaj sağladığını belirten Afyoncu, I. Dünya Savaşı’na zayıf girildiğini, II. Dünya Savaşı’na ise fiilen katılınmadığını hatırlattı. Ancak savaşın dışında kalınmasına rağmen ağır bedeller ödendiğini vurgulayan Afyoncu, kışla şartları ve yokluklar nedeniyle 21 bin askerin hayatını kaybettiğini ifade etti.

“Türkiye 80’lerden sonra kabuğunu kırdı”
Türkiye’nin dışa açılım sürecine de değinen Afyoncu, 1980’li yıllarda başlayan dönüşümün kritik olduğunu belirtti. Rahmetli Turgut Özal döneminde Türkiye’nin ekonomik ve diplomatik olarak dünyaya açıldığını kaydeden Afyoncu, 2000’li yıllarda ise Afrika ve Asya’da büyükelçilikler, askerî iş birlikleri ve diplomatik ilişkilerin hızla arttığını söyledi.
Askerî dönüşüm vurgusu
2010’lu yıllardan itibaren Türkiye’nin savunma sanayiinde büyük sıçrama yaptığını ifade eden Afyoncu, savaş tecrübesinin teknoloji geliştirmede önemli rol oynadığını dile getirdi. Afyoncu, dünyada aktif savaş tecrübesine sahip az sayıda ordudan birinin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu belirterek, “Savaş sahasında test edilen teknolojiler ordulara büyük avantaj sağlar” değerlendirmesinde bulundu.
“Yeni dönem robotik savaş çağı”
Harp tarihindeki dönüşümlere de değinen Afyoncu, günümüzde robotik ve insansız sistemlerin yeni bir savaş dönemi başlattığını söyledi. Türkiye’nin SİHA ve insansız hava platformlarıyla bu alanda öncü ülkeler arasına girdiğini belirten Afyoncu, kısa pistli gemilerden kalkış yapabilen insansız hava araçları ve hava-hava angajman kabiliyetlerinin stratejik üstünlük sağladığını ifade etti.
“Güçlü müttefiklik şart”
Küresel kaos ortamında ayakta kalmanın yalnızca askerî güçle mümkün olmadığını vurgulayan Afyoncu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sağlam müttefikleri olan, güçlü ordusu bulunan ve yönetim sistemi oturmuş devletler ayakta kalacak. Türkiye bu yeni döneme önemli avantajlarla giriyor.”
Afyoncu, dünya tarihinin gelişim çizgisine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, Türkiye’nin kendi tarihsel birikimini esas alan bir bakış açısı geliştirmesi gerektiğini söyledi. Afyoncu, tarih yazımı ve jeopolitik tartışmaların yalnızca askerî ve siyasi değil, kültürel ve akademik alanda da yürütüldüğüne dikkat çekti.
“Kendi tarihsel çizgimizi kurmalıyız”
Dünya tarihinin genellikle Batı merkezli bir gelişim şablonuyla anlatıldığını belirten Afyoncu, bu yaklaşımın sorgulanması gerektiğini ifade etti. Afyoncu, toplumların gelişim çizgisinin; tarım toplumu, sanayi toplumu, teknoloji toplumu şeklinde tek hat üzerinden okunamayacağını belirterek, her medeniyetin kendi tarihsel birikimiyle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Biz geri kalmışlığımızın sebeplerini doğru tespit etmeliyiz. Ama bunu yaparken Batı’nın çizdiği tarih şablonuna mahkûm olmak zorunda değiliz. Bizim kendimize ait bir tarihimiz ve devlet geleneğimiz var.”
Ebu Suud Efendi vurgusu
Osmanlı’nın kurumsallaşmasında önemli rol oynayan isimlere de değinen Afyoncu, Ebussuud Efendi’nin devlet yapısındaki yerine dikkat çekti. Afyoncu, Osmanlı’nın imparatorluk düzenine geçişinde hukuk sisteminin belirleyici olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Osmanlı’nın imparatorluk düzenini kuran, hukuki yapısını sistemleştiren en önemli isimlerden biri Ebussuud Efendi’dir. Böyle isimler bizim tarihsel hafızamızın temel taşlarıdır.”
Tarih yazımı ve kitabeler tartışması
Konuşmasında tarih yazımı üzerinden yürüyen jeopolitik mücadelelere de değinen Afyoncu, özellikle Orta Doğu’daki arkeolojik eserler ve kitabeler üzerinden yürütülen tartışmalara dikkat çekti. Türkiye’de bulunan bazı tarihî yazıtların uluslararası tartışmalara konu edildiğini belirten Afyoncu, bu eserlerin Osmanlı döneminden kalan miras olduğunu ifade etti.
Filistin ve bölge tarihi değerlendirmesi
Filistin bölgesinin tarihine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Afyoncu, bölgede tarih boyunca hüküm süren devletlerin sürelerine bakıldığında Türk-İslam devletlerinin uzun süreli hâkimiyet kurduğunu belirtti. Selçuklular, Memlükler ve Osmanlılar gibi devletlerin toplam hâkimiyet süresinin yüzyılları bulduğunu ifade eden Afyoncu, Roma ve diğer medeniyetlerin ardından Yahudi devletlerinin tarihsel hâkimiyet süresinin daha sınırlı kaldığını söyledi.
“Türkiye’nin bir numaralı tehdidi nüfusun hızla düşmesi”
Afyoncu, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük stratejik risklerden birinin nüfus artış hızındaki dramatik düşüş olduğunu belirterek, demografik yapının millî güvenlik meselesi hâline geldiğini söyledi. Nüfus politikaları, tarihsel süreç ve güncel demografik veriler üzerine değerlendirmelerde bulunan Afyoncu, Türkiye’nin bu konuda uzun vadeli planlama yapmak zorunda olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde nüfus meselesine dikkat çektiğini hatırlatan Afyoncu, 2008’den itibaren bu konunun akademik ve stratejik platformlarda daha sık ele alınmaya başladığını söyledi.
Osmanlı’nın son döneminde yaşanan savaşlar ve ekonomik yıkımın nüfus artışını olumsuz etkilediğini belirten Afyoncu, sanayi devrimini gerçekleştiren Avrupa’nın ise sağlık ve hijyen koşullarını iyileştirerek nüfusunu hızla artırdığını ifade etti.
Çocuk ölümleri ve isim kültürü örneği
Toplumsal hafızada nüfus sorununa dair izlerin bulunduğunu söyleyen Afyoncu, Anadolu’da yaygın olan bazı isimlerin bile bu gerçeği yansıttığını dile getirdi:
“Yaşar, Durmuş, Dursun gibi isimler çocuk ölümlerinin çok olduğu dönemlerin izidir. Aileler çocuk yaşasın diye bu isimleri verirdi.”
Cumhuriyet döneminde nüfus seferberliği
Cumhuriyet’in ilk yıllarında nüfus artışının devlet politikası hâline getirildiğini belirten Afyoncu, yurt dışından göç teşviki, çok çocuklu ailelerin desteklenmesi şeklinde iki temel yöntem uygulandığını söyledi.
Bazı dönemlerde çok çocuklu ailelerin görsellerinin kamu kampanyalarında kullanıldığını, hayvancılık ve ekonomik destekler sağlandığını ifade etti.
“Yaşlı Nüfus Tehlikesi Kapıda”
Türkiye’de doğurganlık hızının özellikle 1990’lardan sonra hızlı düştüğünü vurgulayan Afyoncu, şehirleşmenin bu süreçte belirleyici olduğunu ifade etti.
Sağlık sisteminin gelişmesiyle ölüm oranlarının azaldığını ancak doğumların düşmesi nedeniyle nüfusun hızla yaşlandığını belirten Afyoncu, bunun iş gücü ve sosyal güvenlik açısından risk oluşturduğunu vurgulayarak, “Bakıma muhtaç yaşlı nüfus artıyor ama bakacak genç nüfus azalıyor. Bu sürdürülebilir değil” ifadelerini kullandı.
Göç ve nüfus planlaması vurgusu
Dünyada bazı ülkelerin nüfus açığını göç politikalarıyla kapattığını belirten Afyoncu, Türkiye’nin de planlı nüfus stratejileri geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
“10 yıl sonra çok daha zor olur”
Türkiye’nin doğurganlık oranını en azından 1.7–1.8 bandında tutması gerektiğini belirten Afyoncu, aksi hâlde geri dönüşü zor bir demografik daralma yaşanacağını ifade etti. Afyoncu, “Bu mesele sadece sosyal değil, stratejik bir meseledir. Eğer tedbir alınmazsa 10 yıl sonra toparlamak çok daha zor olur” dedi.
“Silah bırakılmadan net sonuç görülmez”
Afyoncu, terörle mücadele, açılım süreçleri ve toplumsal kimlik tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, sürecin en belirleyici unsurunun terör örgütünün fiilen silah bırakması olduğunu söyledi. Afyoncu, Türkiye’nin bu konuda net adım atabilmesi için sahadaki gelişmelerin somutlaşması gerektiğini vurguladı.
Terör örgütünün tamamen silah bırakıp bırakmayacağının belirleyici olacağını ifade eden Afyoncu, şu değerlendirmede bulundu:
“Terör örgütü gerçekten silah bırakacak mı, bırakmayacak mı? Asıl belirleyici nokta burası. Bu gerçekleşmeden Türkiye net bir tablo göremez.”
Geçmiş röportaj ve talepler hatırlatması
Geçmişte yapılan röportajlara ve açıklamalara da değinen Afyoncu, gazeteci Murat Bardakçı’nın Abdullah Öcalan ile yaptığı ilk röportajlardan birine atıfta bulunarak, o dönem dile getirilen bazı taleplerin zaman içinde hayata geçtiğini söyledi.
Kürtçe yayın ve seçmeli ders gibi adımların bu süreçte örnek gösterilebileceğini ifade etti.
“Türk kimliği çatı kimliktir”
Konuşmasında kimlik tartışmalarına da değinen Afyoncu, “Türk” kavramının etnik değil, üst kimlik olduğuna dikkat çekerek, “Türk teknik bir etnik grubun adı değildir. Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan çatı kimliktir. Bu şemsiyeyi zayıflatmak ülke açısından büyük risk doğurur” diye konuştu.
Afyoncu, ortak kimlik etrafında buluşmanın toplumsal birlik açısından zorunlu olduğunu vurguladı.
Avrupa örnekleriyle karşılaştırma
Avrupa ülkelerinden örnekler veren Afyoncu, farklı etnik grupların bulunduğu ülkelerde üst kimliğin korunduğunu ifade etti. İspanya’da Bask ve Katalan, Fransa’da farklı etnik unsurlar bulunduğunu ancak hepsinin ortak ulusal kimlik altında tanımlandığını söyledi.
“Kimlik tartışması hassas yürütülmeli”
Terör meselesinin yalnızca iç dinamiklerle açıklanamayacağını belirten Afyoncu, sürece müdahil olmak isteyen dış aktörlere dikkat çekti. Kimlik meselesinin dikkatle ele alınması gerektiğini vurgulayan Afyoncu, etnik kökenin inkâr edilmemesi gerektiğini ancak ortak üst kimliğin korunmasının da hayati olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı;
“Bu, etnik kimliği inkâr etmek değildir. Ama bizi bir arada tutan ortak kimliği zayıflatmak da doğru değildir.”

Millet Haber Ajansı/ İstanbul








